Kutsal topraklara yolculuk hazırlığındaki her müminin kalbinde aynı heyecan ve aynı soru var: 'Kabe'yi gördüğümde, tavaf ederken veya sa'y yaparken Rabbime nasıl yalvarmalıyım?' Bu rehberimizde; Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) dilinden düşürmediği en faziletli duaları, Rükn-ü Yemani ile Hacerü'l-Esved arasındaki o özel niyazı ve duanın kabul olduğu müstesna anları derledik. Ezber telaşına düşmeden, kalbinizden gelen en samimi sözlerle ibadet etmenin huzurunu keşfedin.
Kabe’de okunacak dualar, hac ve umre ibadeti için kutsal topraklara adım atan her müminin, henüz yola çıkmadan önce en çok merak ettiği ve hazırlık yaptığı konuların başında gelir. Bu mübarek yolculuğun özü, sadece fiziksel bir yer değiştirme veya tarihi mekanları ziyaret etme eylemi değil; kalbin, kainatın yaratıcısı olan Allah’a en yakın olduğu noktada, en samimi yakarışlarla O’na açılmasıdır. Kabe’yi gördüğünüz o ilk andan itibaren dilinizden dökülecek kelimeler, ömrünüzün geri kalanında ruhunuzda yankılanacak birer mühür niteliğindedir.
Ancak, bu noktada ziyaretçilerimizin zihnini rahatlatacak en önemli cevabı en başta vermek gerekir: İslam alimlerinin ittifakıyla, Kabe’de tavaf veya sa'y yaparken okunması "zorunlu" olan, okunmadığı takdirde ibadetin geçersiz sayılacağı tek bir şablon dua metni yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), tavafın her şavtında (turunda) farklı farklı, ezberlenmesi zor, sabit dualar okumak yerine; o anki manevi halinize göre Kur'an okumayı, tekbir getirmeyi, salavat çekmeyi veya kendi ana dilinizde, içinizden geldiği gibi dua etmeyi tavsiye etmiştir.
Hac ve umre rehberlerinde yer alan ve her şavt için ayrı ayrı yazılmış dualar, sadece birer "öneri" niteliğindedir; bunlar okunmazsa ibadet eksik olmaz. Aksine, anlamını bilmediğiniz Arapça metinleri okumaya çalışırken Kabe’den gözünüzü ayırıp kitapçığa gömülmek, o anın manevi hazzını kaçırmanıza neden olabilir. Ancak, Efendimiz’in (s.a.v.) bizzat okuduğu ve sünnet olan en faziletli ve en meşhur dua; Rükn-ü Yemani ile Hacerü'l-Esved köşeleri arasında okunan "Rabbena atina fi'd-dünya haseneten ve fi'l-ahireti haseneten ve gına azaben-nar" (Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru) duasıdır.
Bu dua, dünya ve ahiret saadetini özetleyen en kapsamlı yakarıştır. Dolayısıyla Mardiva Turizm olarak tavsiyemiz; elinizdeki kitapçıklara takılıp kalmadan, huşu içinde, gözyaşlarıyla ve kalbinizin en derininden gelen samimi cümlelerle Rabbinize yönelmenizdir.
Tavafın Manevi Anlamı ve Şavtlar Esnasında Yapılan Zikirler
Kabe’nin etrafında dönmek, yani tavaf etmek, kainatın yaratıcısı olan Allah’a tam bir teslimiyetle yönelmenin ve O’nun rızası etrafında pervana olmanın sembolik halidir. Her bir dönüş (şavt), insanın nefsinin mertebelerinde yükselişini ve Allah’a olan yakınlığının artışını simgeler. Tavafa başlarken Hacerü'l-Esved hizasında durup sağ elinizi kaldırarak "Bismillahi Allahu Ekber" diyerek selamlamak (istilam), bu manevi sözleşmenin imza anıdır. Bu selamlama, "Allah’ım, senin rızan için geldim, senin evindeyim ve sana teslim oldum" demektir.
Yedi şavttan oluşan bu ibadet süresince, en kıymetli zikirler "Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber, La ilahe illallah" tesbihatlarıdır. Bu tesbihatlar, Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etmeyi, O’na hamd etmeyi ve O’nun büyüklüğünü ikrar etmeyi içerir. Pek çok hacı adayı, her turda okunacak özel Arapça metinleri ezberlemeye çalışırken tavafın manevi lezzetini ve o muazzam kalabalığın içindeki vahdet (birlik) şuurunu kaçırabilmektedir.
Oysa alimlerin büyük çoğunluğu, tavaf esnasında kişinin kendi ana dilinde, Rabbine en samimi haliyle yakarmasını, geçmiş günahları için tövbe istiğfar etmesini, geleceği için hayırlar dilemesini ve Kur'an-ı Kerim’den bildiği sureleri okumasını tavsiye eder. Özellikle kalabalığın yoğun olduğu anlarda, bir metni takip etmeye çalışmak yerine Kabe’ye bakarak (tavaf adabına uygun şekilde, başı çevirmeden vücutla dönerek) tefekkür etmek ve Allah’ın azametini düşünmek, kalbi yumuşatan en etkili yöntemdir.
Eğer bir dua kitabı takip edilecekse de, anlamını bilmediğiniz kelimeleri telaffuz etmek yerine, o duaların Türkçe meallerini okuyarak ne istediğinizin farkında olmanız, duanın kabulü açısından çok daha tesirlidir. Unutmayın ki Allah (c.c.), kelimelerin düzgünlüğüne veya edebi sanatına değil, kalbin samimiyetine, kırıklığına ve ihlasına bakar.
Rükn-ü Yemani ve Hacerü'l-Esved Arasındaki Sünnet Dua
Tavaf esnasında sünnet olan ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hiç terk etmediği bilinen en özel dua, Kabe’nin Yemen köşesi (Rükn-ü Yemani) ile Hacerü'l-Esved köşesi arasındaki o kısa mesafede okunur. Burası, tavafın her şavtının tamamlanmak üzere olduğu son düzlüktür. Burada okunacak dua, Bakara Suresi'nin 201. ayeti olan "Rabbena atina" duasıdır. Anlamı şöyledir: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ve güzellik ver, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem ateşinin azabından koru."
Bu dua, o kadar kapsamlıdır ki, insanın hem bu dünyadaki rızkını, sağlığını, huzurunu ve aile saadetini; hem de ahiretteki cenneti, cemalullahı ve ebedi kurtuluşu içine alır. Bu bölgeden geçerken başka bir şeyle meşgul olmayıp sadece bu duayı tekrar etmek, Efendimiz’in sünnetine en uygun davranıştır.
Eğer Rükn-ü Yemani’ye dokunma imkanı bulursanız (ki izdiham nedeniyle genellikle zordur ve uzaktan selamlamak gerekmez, sadece Hacerü'l-Esved selamlanır), "Bismillahi Allahu Ekber" diyerek el sürebilirsiniz, ancak öpmek sünnet değildir. Sadece Hacerü'l-Esved öpülür veya selamlanır. Bu detaylar, tavafın akışını bozmadan, kimseye eziyet vermeden ve kimseden eziyet görmeden ibadet etmenin incelikleridir. Mardiva Turizm rehberleri, tavaf öncesi bilgilendirme toplantılarında bu köşe geçişlerini ve okunacak duaların zamanlamasını detaylıca anlatarak misafirlerin panik yapmadan, huzurla ibadet etmelerini sağlamaktadır.
Safa ve Merve Arasında Sa'y İbadeti ve Okunacak Dualar
Sa'y, Hz. Hacer validemizin, oğlu Hz. İsmail için susuz çölün ortasında, bir anne şefkati ve çaresizliğiyle su arayışındaki o telaşlı ama ümit dolu koşuşturmasının bir canlandırmasıdır. Sa'y, Allah’tan ümidi kesmemenin, gayret etmenin ve tevekkülün sembolüdür. Bu ibadete başlarken Safa tepesine çıkıldığında Kabe’ye dönülerek tekbir, tehlil ve hamd edilir.
Burada okunması sünnet olan ve Bakara Suresi’nin 158. ayeti olan "İnne's-Safa ve'l-Mervete min şeâirillah" (Şüphesiz Safa ile Merve Allah’ın nişanelerindendir. Kim Kabe’yi hac veya umre niyetiyle ziyaret ederse, bu iki tepe arasında gidip gelmesinde bir sakınca yoktur) ayetini tilavet etmek, ibadetin ruhuna uygun bir başlangıçtır. Ardından eller kaldırılarak Kabe selamlanır ve üç defa tekbir getirildikten sonra, kişi kendi hacetleri için dua eder.
Sa'y parkurunda, iki yeşil ışıklı sütun arasında (eskiden vadi tabanı olan bölge) erkeklerin "Hervele" yaptığı, yani adımlarını sıklaştırarak ve omuzlarını dik tutarak biraz daha canlı yürüdüğü alan, duaların en makbul olduğu yerlerden biridir. Burada "Rabbim, beni bağışla, bana merhamet et, sen en kerem sahibisin ve en yücesin" (Rabbigfir ve'rham ve ente'l-eazzü'l-ekrem) şeklinde dua etmek çok faziletlidir.
Yedi gidiş-geliş boyunca (4 gidiş, 3 geliş), tıpkı tavafta olduğu gibi belirli bir kalıba sıkışıp kalmadan; evlatlarınızın hidayeti, ailenizin huzuru, ümmet-i Muhammed’in birliği, borçlarınızdan kurtulmak, hastalarınız için şifa ve ahiretiniz için selamet dileyerek bol bol dua edebilirsiniz. Sa'y alanı, duanın ve yakarışın en yoğun yaşandığı, yaklaşık 3,5 kilometrelik bir yürüyüşle fiziksel yorgunluğun manevi bir enerjiye dönüştüğü özel bir mekandır. Bu yorgunluk, Allah yolunda çekilen tatlı bir meşakkattir ve her adımı sevaptır.
Tavaf Namazı, Zemzem ve Multazam Bölgesindeki Dualar
Tavaf bittikten sonra kılınan iki rekatlık tavaf namazı, vacip olan bir ibadettir. Bu namazın, mümkünse Makam-ı İbrahim’in arkasında kılınması efdaldir; ancak Harem-i Şerif’in yoğunluğu nedeniyle orası müsait değilse, Mescid-i Haram’ın herhangi bir noktasında da kılınabilir. Önemli olan tavafı tamamladıktan sonra bu namazı eda etmektir. Bu namazda genellikle birinci rekatta Kafirun, ikinci rekatta İhlas surelerinin okunması sünnettir.
Namaz, kulu Rabbine en çok yaklaştıran andır ve tavafın şükrü niteliğindedir. Namazın ardından içilen zemzem suyu ise başlı başına bir şifa, bir besin ve bir dua vesilesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Zemzem ne niyetle içilirse onun içindir" buyurmuştur. Dolayısıyla zemzem içerken sadece susuzluğu gidermek değil, aynı zamanda manevi bir şifa niyet etmek gerekir. "Allah'ım senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü dertten şifa dilerim" diye dua etmek müstehaptır. Suyu içerken kıbleye dönmek, ayakta içmek ve üç nefeste içmek de bu ikramın edebindendir.
Ayrıca Kabe’nin kapısı ile Hacerü'l-Esved arasında kalan "Multazam" bölgesi, duaların reddedilmediği en müstesna yerlerden biridir. "Mültezem", "sıkı sıkıya yapışılan yer" demektir. Sahabe efendilerimiz, bu bölgede yanaklarını ve göğüslerini Kabe duvarına dayayarak gözyaşları içinde dua etmişlerdir.
Eğer izdiham yoksa ve o bölgeye kimseye zarar vermeden yaklaşma imkanı bulursanız, yüzünüzü ve göğsünüzü Kabe duvarına sürerek, en gizli, en samimi, en içten dualarınızı burada yapabilirsiniz. Bu anlar, kulu Rabbiyle baş başa bırakan, aradaki perdelerin kalktığı ve rahmet kapılarının sonuna kadar açıldığı anlardır. Ancak günümüz şartlarında yoğun kalabalık nedeniyle buraya ulaşmak zor olabilir; bu durumda uzaktan aynı samimiyetle yönelmek de Allah katında inşallah aynı değeri taşır. Önemli olan o "yapışma" hissini kalpte yaşamaktır.
Hicr-i İsmail (Hatîm) ve Altınoluk Altında Dua
Kabe’nin kuzey tarafında, yarım daire şeklindeki duvarla çevrili alana Hicr-i İsmail veya Hatîm denir. Burası, Kabe’nin içinden sayılan çok kıymetli bir alandır. Tarihsel olarak Kabe inşa edilirken malzeme yetersizliği veya o günkü şartlar nedeniyle binaya dahil edilememiş, ancak temeli Hz. İbrahim (a.s.) tarafından atılmış kutsal bir parçadır. Dolayısıyla Hicr-i İsmail’e girmek, Kabe’nin içine girmek gibidir. Burada kılınan namaz, Kabe’nin içinde kılınmış sayılır. Mardiva Turizm rehberlerinin de sıkça hatırlattığı üzere, bu alanda farz namaz kılınmaz (çünkü kıble kendisidir), ancak nafile namaz kılmak ve dua etmek çok büyük bir lütuftur.
Özellikle Altınoluk’un (Mizab-ı Kabe) tam altına denk gelen kısımda dua etmenin, rahmetin sağanak sağanak yağdığı bir an olduğu rivayet edilir. Burada ellerinizi açıp, "Rabbim, beni Arş'ının gölgesinde gölgelendir, hesabın zorluğundan koru, beni seçkin kullarının arasına kat" şeklinde dualar edebilirsiniz. Hicr-i İsmail, Kabe’nin diğer bölgelerine göre bazen daha sakin olabilir, ancak giriş ve çıkışlarda yine de izdihama dikkat etmek gerekir. Burada huşu içinde iki rekat namaz kılıp dua etmek, umre veya hac yolculuğunuzun manevi zirvelerinden biri olacaktır. Bu alanda dua ederken, kendinizi Hz. İsmail ve Hz. Hacer’in kucağında, onların teslimiyet mirasının tam ortasında hissetmeniz, duanızın derinliğini artıracaktır.
Dua Ederken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar ve Adab
Kabe’de dua etmek, sıradan bir talep listesi sunmak değildir; bir duruş, bir edep ve bir bilinç halidir. Öncelikle duaya hamd (Elhamdülillah) ve salavat (Allahümme salli ala seyyidina Muhammed) ile başlamak, duanın kabulü için anahtar niteliğindedir. İsteklerinizi sıralarken bencil olmamak, sadece dünyevi isteklerle sınırlı kalmamak önemlidir. "Allah’ım bana araba ver, ev ver" demek yerine; "Allah’ım bana hayırlı, bereketli, senin yolunda harcayacağım bir rızık ver" demek daha şuurlu bir yaklaşımdır. Ayrıca duada ısrarcı olmak, "kabul olmadı" diye vazgeçmemek, aksine "Allah, en hayırlı zamanda en hayırlısını verir" inancıyla devam etmek gerekir.
Kabe’de, özellikle tavaf esnasında başkalarını itip kakarak, bağırarak veya huzursuzluk vererek yapılan duaların manevi değeri tartışılır. Kul hakkına girmek, o mübarek beldede en çok sakınılması gereken durumdur. "Allah’ım beni affet" derken bir başka Müslümana omuz atarak canını yakmak, büyük bir tezat oluşturur. Bu nedenle Mardiva Turizm olarak misafirlerimize hep şunu hatırlatırız: En güzel dua, hal diliyle yapılandır. Sabırlı olmak, tebessüm etmek, yaşlılara yol vermek, bir kardeşinin seccadesini düzeltmek de fiili bir duadır ve Kabe’nin ruhuna çok yakışır.
Dualarınızda sadece kendinizi değil; anne-babanızı, eşinizi, çocuklarınızı, dostlarınızı, ülkemizi ve tüm İslam alemini, özellikle de zor durumda olan, zulüm gören Müslüman kardeşlerimizi unutmamak, bir müminlik görevidir. Kabe, duaların evrenselleştiği, "ben"den çıkıp "biz" olunan yerdir. Bu kutsal yolculuğa çıkarken yanınıza almanız gereken en önemli azık, samimi niyetiniz ve temiz bir kalptir. Dilinizden dökülenler ile kalbinizden geçenler bir olduğunda, Beytullah’ın sahibi olan Allah (c.c.), o duaları geri çevirmeyecektir.
Yorum Yazın
0 Doğrulanmış Yorum Gösteriliyor